Fotoğraf dünyasına adım atmış her Türk fotoğrafçının adını defalarca duyduğu, fotoğraflarını ezberden bildiği, kitaplarını okuduğu çok ünlü bazı fotoğrafçılar var. Henri Cartier Bresson gibi örneğin…  

Ancak bugün ben size Türkiye’de çok tanınmayan, adı çok geçmeyen Asyalı bir fotoğrafçıyı tanıtmak istiyorum. Fotoğrafları ve özellikle ışık kullanımı ile beni derinden etkileyen bu kişi Fan HoEğer siz de onu tanımak, fotoğraflarını görmek ve fotoğrafa yaklaşımını öğrenmek isterseniz, haydi buyurun… 

 

Sadece 20 yılda 300′e yakın ödül kazanan, eetkili Asyalı fotoğrafçılardan biri olduğu söylenenfotoğrafları San Francisco’daki Modern Sanat Müzesi’nde kalıcı bir koleksiyonda sergilenen, Asya’nın Cartier Bressonu diye anılan Fan Ho 

1931’de Şangay’da doğdu. 14 yaşında fotoğraf çekmeye başladı ve ilk makinesi bir Brownie idi. Daha sonra babasından hediye olarak aldığı Rolleiflex çift lensli refleks kamerayı kullanmaya başladı ki eserlerinin birçoğunu bu makine ile çekti. Fotoğrafları çoğunlukla gecekondular, pazarlar ve sokaklar gibi kentsel yaşam alanlarında çeken bir sokak fotoğrafçısıydı.  

O ve ailesi 1949’da Hong Kong’a göç etti, böylece 50’li ve 60’lı yıllarda şehrin büyük bir metropol merkezine dönüşmesini yakından takip etme ve fotoğraflama şansı buldu. 

Hong Kong’u 18 yaşında fotoğraflamaya başladı.  Siyah beyaz fotoğraflar çekmeyi tercih etti çünkü siyah ve beyazın; ortamın renklerinden, albenisinden, gerçek hayat gibi görünmesinden uzaklaşmayı istiyordu. O daha çok ışığı görmeyi, yakalamayı seviyordu.  

 Fotoğraflarında güçlü kompozisyonlar yaratmak için, konularını/modellerini yönlendirmek onun açısından sanatın bir parçasıydı. Böylece; kuzeninden, duvarın yanında ona poz vermesini istedi.  Böylece en ünlü fotoğraflarından biri olan Yaklaşan Gölge 1954’te çekildi. 

Fotoğraftaki kadın, düz bir duvara yaslanıyor. Kıyafetleri ile duvara kontrast yapmış durumda ve aşağıya doğru bakıyor. Benzer bir şekilde zemindeki siyahlık da yine duvara kontrast yapıyor. Hem dikine duvar hem de yatay zemin yönlendirici çizgi görevi yapıyor ve bizi kadına yönlendiriyor. Bu kadarı bile bir fotoğraf için etkili olabilir ama bu fotoğrafı ikonik yapan ve 50.000 dolara satılmasını sağlayan temel şey diagonalden gelen gölge. Bu gölge ve kadının yatay, dikey ve diagonalden gelen çizgilerin kesişim noktasına konumlandırılması, bu fotoğrafı böylesine özel yapıyor. Kimileri diagonal gölgenin orijinal olmadığını, sonradan karanlık odada yapıldığını iddia etse de ne gam… Sonuçta ortada böyle bir fotoğraf var ve çok güzel…   

Cartier-Bresson’un ve birçok sokak fotoğrafçısının aksine, gerektiğinde fotoğrafı kırpmaktan da çekinmiyordu Fan HoBunun bir film yapmak gibi olduğunu, fotoğrafın özünü ve duygusunu yakalamak için yaptığı düzenleme sürecinden keyif aldığını söylüyordu 

Her birinin farklı bir hikaye anlattığı çalışmalarında, duygusal aktarımı güçlendirmek için yüksek kontrastı, ters ışığı, parlak ve karanlık tonları, ışık huzmelerini etkili bir şekilde kullanırdı. Ona göre pozlamayı zorladığınızda, bazı ayrıntılar kaybolsa bile dikkat aslında önemli öğelere kayar. Dengeli yüksek kontrast ile fotoğrafın ana ögeleri çoğunlukla tam olarak doğru miktarda ayrıntıya sahip olacak ama diğer kısımları da kaybolacaktır. Bu tekniği, ışığı ve gölgeyi çok doğru, çok güzel kullanan bir fotoğrafçıydı.  

Tarzının bir diğer güçlü yönü ise zaten güçlü olan kadrajlarının içinde doğal çerçeveler kullanma becerisiydi.   

Ritmi bir kompozisyon ögesi olarak kullanmayı severdi. Fotoğrafta grafik ögeleri ustaca nakışlardı.  

Yönlendirme çizgileri, ölçeklendirme gibi bazı temel fotoğrafçılık tekniklerini kullanması da mükemmeldi. Ancak hiç şüphe yok ki fotoğrafçılığının asıl parladığı yer ışık ve gölge kullanımıydı. 

Bir söyleşisinde, daha çok fotoğrafçılardan değil; şairlerden ve müzisyenlerden ilham aldığını söylemişti. Bu ilhamı da fotoğraflarına yansıtmıştı. 

Daha sonra görsel estetik üretimindeki bu deneyimini, yönetmen olarak ve aynı zamanda oyuncu olarak kullandı. Hong Kong ve Tayvan’da 20’den fazla film yaptı. Filmlerinden üçü, Cannes, Berlin ve San Francisco uluslararası film festivallerinde başarılı oldu. 

1995 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etti ve emekliliği sırasında koleksiyonunu düzenlemeye başladı. Bu aşamadaki çalışmalarını şöyle tanımladı: 

Sanatsal yaratım için her şeyi denemek gerekir. Eski negatiflerimin yeniden hayat bulması için; geçmiş ile geleceği, eski ile yeniyi, hayal ile gerçeği bir araya getirmeye çalışıyorum. Bu yüzden karanlık oda deneyimimi dijitalleştirmek için Photoshop gibi modern teknikleri kullanıyorum ve bu görüntüleri birleştirmeme veya üst üste koymama, hatta sinematik tekniklerden ödünç almama ve bir montaj yapıp bir füzyona karıştırmama yardımcı oluyor. Yeni hislerle karışık eski, nostaljik bir his.  

Fotoğrafları, San Francisco’daki Modern Sanat Müzesi’ndeki kalıcı bir koleksiyonuna kabul edildi ve kalıcı olarak sergilenmekte. 

2016 yılında; ardında birçok mükemmel fotoğraf bırakarak hayata veda etti.   

Her şeyden öte, ben kişisel olarak Fan Ho’nun mükemmel bir fotoğrafçı olduğunu düşünüyorum. Türkiye’deAvrupa’da ve hatta tüm batı dünyasında göz ardı edilen, hak ettiği değer ve saygıya ulaşamayan önemli bir fotoğraf ustası o 

Fotoğraflarını izlemesi ayrı bir keyif, tekniğini, tarzını, kompozisyonunu, ışık kullanımını incelemesi çok öğretici. Fotoğraflarının sergilendiği web sitesinin linkini aşağıda veriyorum. Tarzı, sanata ve fotoğrafa yaklaşımı ile kendime örnek aldığım büyük usta Fan Ho’yu saygıyla anıyorum…