Merhaba.

Bugün sizlerle, fotoğrafta az konuşulan ama belki de üzerinde en çok düşünmemiz, en çok dikkat etmemiz, en çok tartışmamız gereken konulardan birisini yani FOTOĞRAFTA ETİK konusunu konuşmak istiyorum.  

Umut ederim siz de konuya katkıda bulunursunuz. Haydi buyurun… 

 

Fotoğraf görece olarak genç bir sanat dalı. Kendini kabul ettirmesi, kendi kimliğini bulması ve adı konulan ya da konulmayan kurallarının oluşması yüzyılı aşkın tarihi süresince yavaş yavaş gerçekleşiyor. Her olgu gibi, fotoğrafta da bazı şeyler deneme yanılma ile ortaya çıkıyor. Çokça hatalar yapılıyor, az dersler alınıyor ama üst üste koyarak bu sanat dalı kendi eko-sistemini yaratıyor.  

İster hobi olarak, isterse amatör veya profesyonel olarak fotoğraf makinasını eline alan herkesin birkaç önemli “sorumluluğu” var ve buna bağlı olarak “etik” kuralları göz ardı etmeden fotoğraf süreci içerisinde kendisine yer bulması gerekir.  

Fotoğrafçının merkezinde bulunduğu bir ekosistemi tanımlamaya çalışalım.  

Fotoğrafçı, karşısında bulunan canlı veya cansız bir varlığı fotoğraflar. Bu eylemin sonucunda bir ürün yani fotoğraf ortaya çıkar. Bu fotoğraf, dolaşıma yani paylaşıma açılır ve bunu izleyici izler. İzleyici bir toplumun parçasıdır ve fotoğraftan aldığı mesaj ile kendi toplumunu etkiler.  

Diğer taraftan fotoğrafçı, diğer fotoğrafçılar ile zaman zaman işbirliği, zaman zaman rekabet içindedir. Yani diğer fotoğrafçılar da bu ekosistemin bir parçasıdır.  

O halde fotoğrafçının; 

  • Fotoğraflanan canlı/cansız varlığa karşı 
  • Fotoğraf izleyenlerine karşı 
  • İzleyenlerin oluşturduğu topluma karşı 
  • Diğer fotoğrafçılara karşı 
  • Son olarak da kendine karşı “sorumluluk”ları ve bunun getirdiği “etik” yaklaşımları olmalıdır. 

FOTOĞRAFLANAN VARLIĞA KARŞI 

Fotoğraf çekme eylemi, akıp giden zaman içerisindeki bir “an”ı 

  • Diğer anlardan,  
  • Seçilmişin dışındaki diğer objelerden; 
  • Seçilmişin dışındaki olası birçok görünümden ayıklayarak gösterme sanatıdır.  

Fark ederseniz, burada fotoğrafçının birçok tercihi söz konusudur. Başka tercihler yerine fotoğrafçı bir tercih yapmıştır. Bu tercih, fotoğrafçı açısından olduğu kadar fotoğraflanan açısından da kritiktir.  

Fotoğraflanan varlık bir insan ise, tercih edilen an onu rencide eden, onurunu kıran, küçük düşüren bir an olmamalıdır. İnsanca olan, her insanın başına gelen, ancak görüntülenmesi hoş olmayan anlar vardır. Örneğin “burun karıştırmak” çirkin bir andır, ama her insanın zaman zaman yaptığı bir eylemdir, böyle bir eylemi fotoğraflayarak kişiyi rencide etmenin fotoğrafçıya bir faydası olamaz. Bu örnekler çoğaltılabilir.  

Fotoğraflanan varlık, insan olmayabilir, başka bir canlı olabilir. Sırf, çekilmemiş bir fotoğrafı çekmek adına, karşısındakinin bir canlı olduğunu unutarak, ona zarar vermek bir fotoğrafçının yapacağı bir davranış olamaz.  

Şehir efanesini hepiniz duymuşsunuzdur: Çok nadide bir mantarı bulan fotoğrafçı, fotoğrafı çektikten sonra, başkası da çekmesin diye mantarı ezer”. Böyle bir davranış, fotoğraf etiği içerisinde yer bulamaz.  

Sonuç olarak fotoğraf makinası silah değildir. Dilediğiniz yöne çeviremeyeceğiniz gibi canınızın istediğini de vurup, sonlandıramazsınız. Sorumluluk bilinci ile etik bir davranış sergileyerek öz denetiminizden geçirerek fotoğrafınızı çekebilirsiniz 

FOTOĞRAF İZLEYENLERİNE KARŞI 

Fotoğrafçı, bir tercih yaparak bu fotoğrafı birçok ayıklama sürecinden geçirerek, izleyicinin karşısına çıkarmıştır. Bu noktada fotoğrafçı tekniği, biçimi ve içeriğiyle bir ürün koymuştur.  Bu ürünün, fotoğrafçı tarafından oluşturulmasının bir nedeni vardır. Bu neden, son derece derinlikli bir anlatım olabileceği gibi yüzeysel bir görsel güzellik ile de sınırlı olabilir. Fotoğrafçı, fotoğrafını detaylı bir şekilde bir açıklama ile desteklemek isteyebilir veya fotoğrafı kendi kendisini anlatmak üzere yalnız da bırakabilir. Fotoğrafçı, fotoğrafına müdahale etmeyi tercih etmiş olabilir ya da tam tersi de olabilir. Hatta fotoğrafı ciddi bir manipülasyona tabi tutmuş olabilir. Bu bir tercihtir ve kimsenin buna söyleyecek sözü olamaz.  

Fotoğrafçı, her ne şekilde izleyicinin önüne getirirse getirsin, fotoğrafının arkasında dürüstçe durma sorumluluğunu taşır. Teknik anlamda yapıp etmelerini kamufle etmeye çalışmayacağı gibi, içerik anlamında da izleyiciyi aldatmaya çalışmaz. Somut örneklerle söylemek gerekirse, geri planın photoshop marifetiyle uçurulduğu bir fotoğrafta izleyiciye “hiç dokunmadım” demek ya da kurgu ile oluşturulmuş bir fotoğrafı “kurgu yok, doğal bir çekim” demek fotoğrafçının izleyicisine etik davranmaması demektir.  

Zira, fotoğrafta doğrudan fotoğraf olduğu kadar photoshop da, kurgu da, nihai ürünü izlenebilir kılacak başkaca tekniklerkullanmak da ayıp değildir. Ayıp olan yapıp-etmelerden sonra inkar ederek izleyiciyi yanıltmaya çalışmaktır.   

TOPLUMA KARŞI 

Fotoğraf ile ilgilenen her insan aslında topluma karşı (veya toplum için) bir eylem gerçekleştirmektedir. Her ne kadar zaman zaman bireysel bir faaliyet gibi gözükse de fotoğraf çekme eyleminin toplumsal sonuçları vardır. Çekilen fotoğraf ister sosyal belgesel doküman olsun, isterse doğa fotoğrafı olsun ya da bir portre, bir makro, bir kuş, bir kurgusal fotoğraf olsun, tarihe bırakılan bir iz niteliği taşır.  

Bu iz, şimdiki zaman ya da gelecek zamanı olumlu/olumsuz etkileme gücüne sahip olabilir. Düşünün ki toplumsal olarak doğru bulunmayan, zararlı bir alışkanlığı fotoğraf sanatı marifeti ile cazip/çekici kılmak mümkündür.  İşte fotoğrafçı toplumsal sorumluluğunun bilinci ile bu tip konuları öz benliğinin süzgecinden geçirmeli ve buna uygun davranmalıdır.  

Elbette bu noktada sanatçının topluma aykırı konuları da gündeme getirebilmesi paradoksu da dillendirilecektir. Burada söylemeye çalıştığımız şey fotoğrafçı üzerine kurulacak olan bir sansür mekanizması değildir. Söylemeye çalıştığımız şey, fotoğrafçının toplumun bir parçası olarak ve fotoğraf sanatının toplumu etkileyebilecek bir araç olarak kullanırken öz disiplininden ve iyi niyetli yaklaşımdan şaşmaması gerektiğidir.  

DİĞER FOTOĞRAFÇILARA KARŞI 

Fotoğraf çekme süreci, bireysel bir eylem olduğu kadar, zaman zaman bir grup eylemidir deFotoğrafçı da her insan gibi, fotoğrafçı arkadaşları ile birlikte hareket eder, zaman zaman birlikte fotoğraf çeker. Ancak, hepimiz şahit olmuşuzdur ki “iyi fotoğrafı yakalama” güdüsü, “birlikte gerçekleştirme” sorumluluğunu alaşağı etmekte ve “fotoğraf çekerken kimseyi tanımam” noktasına gelmektedir. 

İşin acı tarafı, bu bencil tutum, bir marifet bir meziyet gibi savunulmaktadır. Birbirinin önüne geçen, birbirinin üstüne çıkan, kavga eden, küsen bir grup fotoğrafçı uzaktan bakıldığında kişiliği henüz oturmamış çocuklar gibidirler. Ancak maalesef çocuklar kadar saf ve masum değildirler…  

FOTOĞRAFÇININ KENDİNE KARŞI 

Fotoğrafçı, fotoğraf çekme eylemini ister amatörce isterse de para kazandıran profesyonel bir meslek olarak icra etsin, kendine karşı da sorumludur. Kendine karşı da etik davranmalıdır.  

Yaptığı iş ile ilgili sürekli öğrenmek, sürekli gelişmek sorumluluğu, öğrendiklerini paylaşarak yayma sorumluluğu, fotoğraf çekerken/paylaşırken/izlerken/yorumlarken dürüst olma sorumluluğu. 

Bencilliğin tüm benliğini kaplamasına izin vermeme sorumluğu, fotoğrafa, fotoğrafın konusuna, fotoğrafçıya, izleyene, topluma saygılı olma sorumluluğu…     

Taklit etmeyi bırakıp, klişeleri aşma yeni ve yaratıcı konuların üzerine cesaretle gitme sorumluluğu…